Loading...

26 Ağustos 2010 Perşembe

ece ağlamamı engelledi:)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Vuvuzela. Bi git.


Ya, harbi Dünya Kupası bitti, şu erkeklerin vuvuzela öttürme hevesi bitmedi. Ay resmen çocuk gibi keyif alıyorlar, her öttürüşten sonra gülüyorlar fln. Olan a5-a6 yurtlarının arasında herhangi bir yerde bulunan zavallı yaz okulu esiri insana oluyor. Ne keyif alıyosunuz onu inletince sorarım size. küçükken "annneaa bittiiiğ" diyen çocuktan ne farkınız kalıyor. Nese biliyorum o kadar değil ama benimde burama kadar geldi. Tez biter umarım bu heves. Diğer dünya kupasına kadar devam etmez veya 4sene sonra vuvuzela 2 yi bulmazlar. Tövbe tanrımız.

tam zuppa olurdu

Bazen heycanlanıyorum. Böyle bir ne konuşacağımı unutma, kelimeleri bir araya getirememe durumu yaşıyorum. Hemen elime farkında olmadan toka, kalem gibi bir nesne alıyorum. Bu şeymiş bir nevi rahatlama. Neyse işte bazen sesim titriyor, bir anda nefesim kesiliyor, bende kafamı eğiyorum ki salak yüz ifademi kimse görmesin. allahtan biraz konuşunca açılıyorum. Hani bi kaç cümle kurdum ya rezil olduysam da "geçti borun pazarı sür eşşeği niğdeye" durumu. Böyle sıçtım madem sıvıyayım diyorum sonra. Bak genelde sıvıyorum ama. Başlangıçları yapıp bitirişlerde elime yüzüme gözüme ağzıma vs bulaştırırken artık son noktaları koymada veya soru işaretinden virgüle geçmede iyiyim. Bir de şu arada gelen heyecan dalgasını yenebilsem tam süper olucak.

kaybeden yohtur aslında


Kazananlar ve kaybedenler. Kaybedenler sorun nerde deyip bir gün o yapması gereken çıkışı yapıcak. Hep kaybedemezsin ki, hem adil de değil.(Tamam biliyorum hayat hiç adil değil vıdı bdı) Bir bir bütün o kendilerini şanssız sandıkları konuları aşıcaklar bence. Bazı şeyleri de kabullenmeye başlayabilirler. Ama bazılarının üstünde bir eziklik var, bir korku böyle kendinde bazı şeyleri yapmaya güç bulamama(veya o gücü yanlış yer ve zamanda bulma,eline yüzüne bulaştırma) kendini gereksiz açıklama isteği, belki yaptığı salaklıkların herbiri için double özür dileyip onay alma isteği. Üzülüyorum o insanlara. Aslında o kadar kafalarına takmasalar bazı şeyleri, loser değiller ama o kadar çok tekrarlıyorlar ki kafalarında yaşanan sevimsiz olayları, sevimsiz olmaktan kurtulamıyorlar. Bence ben çocukken bir loserdım. Ciddiyim. Ürkektim hayata karşı, kaybedendim. Üzgünüm ama bunu aileme bağlıyorum. Tamam belki o zamanlar hamurum da bozukmuş belki. Ama işte onlara kızmaktan kendimi alamıyorum. Ve şimdi bu kendine güvensiz,saçma sapan davranıp dışlanan,genel olarak söylemek gerekirse bir yerlerde yanlış yapan insanları görünce o insandan öte ailelere sinirleniyorum. İçimden diyorum ki kesin çocukken çocuğun ağzına sıçmışlar, kafalarına göre yönetmişler, aptal saptal cezalar vermişler veya sıçar gibi dünyaya getirmişler. Dışladığım insanlar var böyle uzak durduğum ama biliyorum eğer bir gün kendilerinde yeterli gücü bulabilirlerse biraz da iq yu kullanırlarsa kabuktan fırlayacaklar. Ben mesela o baskıcı aile ortamında asi bir insan oldum bana empoze edilenleri kabul etmek yerine. Tabi bi bok oldum demek değil bu, asi olmak kötüdür, canın yanar ama en azından onların istediği gibi anne-baba gözlüğüyle bakmıyorum hayata.Kendime bir alışkanlık edindim: yanlışı düzelticem kendimdeki.
Mesela gay'e ve lezbiyene sonsuz saygım var. Tamam belki gülerim falan bazı şeylerine, ne biliyim kırıtan gay e falan , ama taşlamam lan, hatta yakın arkım bile olabilirler, olsunlar da.

Not:1) Kafam o kadar dağınık ki yazmaya başlarken ve bitirirken ki consept farklı, BİLİYORUM!.
2)küfürler için sori ama küfürsüz de duygulara tercüman olunmuyor ki.
3)yok.

10 Ağustos 2010 Salı

Felakat sıkılıyorum özellikle şuan. Bıktım yaağ sıcaklardan odaya bir giriyorum bayılcak gibi oluyorum. Etrafımda, orda burda saçma sapan tipler, konuşmalar. Yeter yaaa bıktım kurtarın beni burdan spsten de eng den de nefret ediyorum. Tatil istiyorum ya tatilll. Feci baydım, of ağlicam..

9 Ağustos 2010 Pazartesi

figüran


Belki de her masalın baş kahramanı olamayacağını öğrenme zamanıdır, bazen figüran da olmak lazım. En beleş figüran olmak gerek belkide. Mesela çocuk tiyatrosunda ağacı oynamak. Oyun boyunca konuşmadan, haraket etmeden, isyan etmeden durmak. Bazı insanlarsa kendi isteğiyle bir masalın kahramanıyken başka masala figüran olmaya gidiyor. Olucak hep; insanız. Durduğumuz yerde duramıyoruz işte. Bazen de alışkanlığın tatlı rehavetiyle atelete esir olabiliyoruz. Gidemiyoruz, kalıyoruz orda elimiz ayağımız yokmuş gibi. Sırtını rahat bi yere rastlamak yetiyor bazılarına, bazılarıysa hiç durmuyor, hep gidiyor, kaçıyor işte öle.
A: nbr canım? neettin
B: ....
A: BAOWW!

he?

önceki yazdıklarıma bakınca bir çok şey varken onları yazmış olmamı saçma buluyorum. Ruh halim sinüs dalgası gibi.Geçmişe bakıp hissettiklerimi anlamlandırabiliyorum ama bir yandan nasıl o ruh haline girmişim diyorum. Dün deli gibi istediğim şeyler bugün umrumda değil ki bugün de deli gibi istediğim şeyler var. Bazı şeyler de değişmiyor ve işte bi onlar rahatlatıyor.Bende o bazı şeyler çok az bu arada.

not: açık yazmak isterdim, yazdığım herşey çok saçma ve flu biliyorum..

4 Ağustos 2010 Çarşamba

ot bok her şey derken..

Her şeyi yapmak isteğiyle belirli bir konuda "çok iyi" olamamak; işte tüm meselem bu.
Ya her insanın yapmak istediklerinde bi öncelik olmalı sanırsam; ama ben kendim için şu öncelik belirleme gibi basit şeyleri beceremiyorum. Zamanında ailem çok mu fazla karar vermiş benim yerime veya ben mi çok pasif durmuşum huzurun düşünmemekte olduğunu sanarak. Çok maymun iştahlıyım karar veremiyorum, önüme çıkan seçenekleri eleyemiyorum.